Aufruf auf Türkisch

Die türkische Version des Aufrufs:

Nazilere, sağ popülizme ve köktendinciliğe karşı – anti-faşistt direnişi örgütleyelim – sola dönün/turn left!

Naziler

Zaten öncesinde varlığı bilinen Nazi yapılanmaları, NPD-Hessen’nin Aralık 2007 yılında Offenbach’da gerçekleştirdiği son yürüyüşten sonra, artık görmezden gelinemez hale geldi. Bürgel gibi semtler Nazi pullamaları ve yazılamarıyla simgelenmiş durumda. »Consdaple« ve »Thor Steinar« gibi elbise markaları Neo-Nazi çevrelerince bilinçli olarak sergiye sunuluyor, kamuoyunda taşınıyor. Neo-Naziler Kickers Offenbach’ın futbol maçlarında açıkça boy gösteriyor; ırkçı ve anti-semit/Yahudi düşmanı zorbalıklarını ‘Taraftar Blok’larıyla göstererek gündeme geliyorlar. Şu dönemde kapatılmış olan »Wayward Streetwear« giyim dükkanının sahibi aynı zamanda 90’lı yıllarda Nazi içerikli CD satış dükkanın da sahibiydi. Dükkanında »Thor Steinar« markasını bulundurmakla yetinmeyerek, aynı zamanda servis tezgahının altından yasaklı Nazi T-Shirt taleplerini karşılayan kişidir. Geçen yılın yazında bir anti-faşist politik duruşundan dolayı »Autonome Nationalisten« çevresinden olan üç Neo-Nazi tarafından saldırıya uğramış ve yaralanmıştı. Bütün bunlar her şeyden önce bir şeyi açıkça ortaya koyuyor: Neo-Naziler kendilerini Offenbach’da rahat hissediyorlar ve kendilerine karşı halktan bir itiraz olacağı veya karşı koyacağı beklentisi içine pek girmiyorlar. Diğer komşu şehirlerde az çok seferber Bu yüzden faşistler Offenbach’da ve çevresinde kendilerini güvende hissediyorlar ve Nazi sembollerini kullanarak kendi dünya görüşlerini açıkça propaganda edebiliyorlar.

Dini gericiler

Offenbach sokaklarında dolaşan bir kişi Nazi pullamalarının yanında yaygın bir şekilde Bozkurtların yazılamalarını da görmektedir. “Bozkurt”, “üç hilal” veya “MHP” gibi sembollerle Türk faşistleri, milliyetçi İslamcı Türk-İslam sentezinin ideolojisini sergilemektedirler. Offenbach’da bu sembollerin çokluğu, radikal-sağ konumların göçmenlerin bir bölümü arasında da kabul gördüğünü göstermektedir. Bozkurtlar hep yeniden Alman Nazilerle birlikte çalışmakta ve ırkçı ve milliyetçi politikalarında onları kendi müttefikleri olarak görmektedirler. 2007’nin aralık ayında Offenbach’da NPD’nin gösterisine karşı, karşı-yürüyüş yapan göstericiler arasında yer alan Kürtlere yönelen o zamanın NPD-Frankfurt bölgesi başkanı olan Jörg Krebs, provokatif bir şekilde ve pervasızca “bozkurt selamı” vererek Alman faşistlerinin Türk faşistlerle olan ideolojik birlikteliğini sergiliyordu. Aynı yıl içinde radikal-sağ platform olan “Altermedia”yı yönettiği sırada aynı kişi ayrıca, yetki talebinde bulunarak Alman Neo-Nazilerle MHP/Bozkurtlar gibi Türk faşistleri arasında sıkı işbirliği sağlamayı gündeme getirmişti.

İslamcı konumlar sadece Bozkurtlarda bulunmamaktadır. İslamcı köktendinci olan Pierre Vogel ve örgütü “Cennete Davet/Einladung zum Paradies”in Ekim 2010’da Offenbach Marktplatz’da yaptığı gösteride görüldüğü üzere, Neo-Naziler Offenbach’ta başkalarını da onaylamaktadırlar. Pierre Vogel, basit “siyah veya beyaz” görüşüyle dünyayı bir tarafıyla “şeytan batı”, diğer tarafıyla ezilen Müslümanlar biçiminde ayırarak tanımladığı konuşması esnasında, 400’ü aşkın genç başta gelmek üzere, hararetle alkışlanmıştı. İslamist Milli Görüş’ün Offenbach’taki gençlik grubu da göstericiler arasındaydı. Burada konumuz dini ideolojinin eleştiriyi hak etmesi meselesi değil; İslamcı-Köktendincilerin kadın ve erkek Müslümanların kimliğini politik dolduruşa getirip kendi gerici ve insan hakları karşıtı politik hedeflerinin aracı haline getiriyor olmalarıdır. Anti-Semitizm/Yahudi düşmanlığı ile, cinsiyetçi rol biçimleriyle, homofobi anlayışlarıyla kendi otoriter dünya resimlerini yaratmanın bahaneleri yapıyorlar. “Tanrısal saf öğreti” propagandalarıyla, ekonomik-sosyal ve politik sorunlardan oluşan toplumsal sorunlarla ilgilenmek yerine, bu sorunlarla ilgilenmemeyi ve bunun yerine kurtuluşun cennette olduğunu düşünmeyi alternatif olarak vaat ediyorlar.

Sağ popülistler

Frankfurt‘taki sağ popülistlerden Wolfgang Hübner‘in etrafındaki “Freie Wähler” ve Almanya genelindeki “Pro”-hareketler, İslamcı dini gericilerin yükselişlerinin popülaritesinde onların değirmenine su taşıyor. Alman sağ popülistler “yabancılaştırılma” korkularının gerçek haline geldiğini ve “kendi” kültürlerinin tehlikede olduğunu söylüyorlar. Sözüm ona İslami kültürün kendilerinin “Hristiyan batı dünyası”nı tehdit eder hale geliğini söylüyorlar. Bir yandan İslamın bir din olduğu gerçeğini, diğer yanıyla bir politik gerici hareket olarak dünya genelinde demokratik hakları kaldırarak şeriat sistemini getirme projesi sunduklarını bilerek atlıyorlar. Göçmen ve entegrasyon tartışmalarına olan güncel ilgi dikkate alındığında, bu odakların nasıl da geniş taban bulduğunu gösteriyor. Thilo Sarrazin “tabuları kıran” kişi olarak karşılanmaktadır. Onun yazdıklarının birçoğunun düşünüğünün sadece basit ifadesi olduğu belirtilmektedir. Bu durum sağ popülizm için uygun ortam yaratmaktadır. Milliyetçi ve ırkçı konumlamalar toplum içinde istisnai bir durum değildir. Aşırı sağa karşı olduklarını yemin billahi eden toplumun “orta” kesimi arasında milliyetçi ve ırkçı görüşler sürekli kabul görmektedir. Tam da bu durumda anti-faşist bir yaklaşım gereklidir: En önemli problem Neo-Naziler değil, bilakis toplumun geniş kesimlerinin kabul gördüğü gerici durumdur. Birçok vatandaş sözde sağ-radikalizme karşı olduğunu dillendirmektedir ve ancak bu ayrımı kendi düşüncelerini haklı göstermenin kılıfı olarak kullanmaktadır. Neo-Nazileri açıkça yerdiğini söyleyen biri, böylece artık rahatça kendi ırkçı yaklaşımlarını yayabilir hale gelmektedir. Böylece muhtemel Neo-Nazi suçlamaların karşısında kendisini onlardan en başından ayırdığını –güya– önceden beyan ettiği ifadelerine dayandırarak iddiaları boşa çıkardığını düşünmektedir.

Kapitalist krizden kaçış, sosyal hakların budanmasının beraberinde getirdiği korkulardan kaçış; sıklıkla ve genellikle, sadece çıkmaz sokak anlamına gelen ideolojilere götürmektedir. Sorunların kaynağının ekonomik sebeplerden, rekabetin dayatmasından ve ücretli emek sisteminden kaynakladığını düşünmek ve sorunları burada aramak yerine, güya ülkeyi “istila” eden “yabancılar”dan kaynaklandığı düşünülmekte ve belirtilmektedir. Dış veya iç etkilerin bir sonucu olarak; yaratılan ortak değerlerin, “halkın”, “ulusun” ve “ırkın” vs. zarar göreceği, bunlardan bir şeylerin yitirileceği korkusu beraberinde; kendini dışa karşı soyutlayıp izole etmeyi ve kendini disiplin hapsine sokma yönünde gelişmektedir.
Bu yaklaşımların Nazi faşistlerinin biyolojik ırkçılığıyla ne kadar uyum içinde olduğu Sarrazin’in tezlerinde açıkça görmek mümkün. Sarrazin gibiler, toplumsal çelişkilerin kaynağının sosyal ve ekonomik temellere dayandığını tespit etmek yerine, “geri kalmış” göçmenlerin ve işsizlerin biyolojisine dayandırma saçmalığına başvurmaktadır.

Gerici önermeler

Bütün farklılıklarına ve çelişmelerine rağmen, dini gericilerden açık sağ-radikallere kadar hepsinin buluştuğu ortak bir nokta var: İnsan haklarıyla bağdaşmayan ideolojilerle toplumsal sorunları güya çözmeye dayanmalarıdır. Antisemit/Yahudi düşmanlığıyla bezenmiş sağcılarda, bireysel kapitalizm eleştiriciliğiyle kendilerini sınırlayan bütün bu hareketlerde aynı ortak nokta bulunmaktadır. Burjuva toplumsal sistemi ve onun kapitalist yapısını ortadan kaldırıp, daha özgür ve adil bir toplumla değiştirme isteme isteği yerine, daha gerici cevap aramalarla mevcut koşulların da gerisine gitmeyi talep etmektedirler. Tarihin ve bununla birlikte toplumsal koşulların yaratılabilir ve değiştirilebilir olduğunu kabullenmemektedirler. Bunun yerine, bu gericilerin oluşturmaya çalıştığı ideolojik dünya tablosu şudur: Kişisel bağımlılık yaratmak, körü körüne dinci itaat vaaz etmek, zoraki homojen birlik yaratmak ve “yabancı” olana veya “başka” olana karşı nefret geliştirmektir.

Toplumsal amaçlarına ulaşmak söz konusu olduğu söz konusu olduğu sürece, gerici eğilimler sorunların nereden kaynaklandığını ortaya koymazlar. Bazı Doğu Avrupa ülkelerindeki gibi, en başında da Macaristan’da görüldüğü gibi ve farklı olarak; faşistler Offenbach’ta gerçek yüzlerini henüz göstermiyorlar. Sağ-popülist partiler şimdiye kadar henüz büyük seçim başarıları elde edebilmiş değiller. Yine de, güncel “entegrasyon” tartışmalarının gösterdiği gibi, gerici ideolojilerin gıdası olan konular geniş kesimler içinde taban bulabilmektedir. Toplum tarafından ihanete ve dışlanmışlığa uğradığını veya bulundukları toplumsal konumlarının tehdit altında olduğunu hissedenler Nazileri, sağ-popülistleri ve dincileri var eden temelleri teşekkürle kabul edip onları yeniden üretiyorlar. Bunun sonucu olarak, Offenbach’ta görüldüğü gibi, değişik sağcı yaşam dünyaları özel bir engel karşılaşmaksızın burjuva çoğulcu toplumla uygunluk içinde temel bulmaktadır. Değişik toplumsal odaklar arasındaki büyük çelişmelere rağmen, toplumsal hava sağda konumlandığında; özgürlüğe dair istemleri bulmak neredeyse olanaksız olmaktadır. Bunun ötesinde gerici ve aşırı-sağ ideolojilerin aracı olan şiddet dışavurmakta ve başka türlü düşünenlerin canına ve yaşamına karşı gerçek bir tehdit oluşturmaktadır.

Gelin hep birlikte 22 ocakta Offenbach sokaklarına çıkalım!

Nazilere, sağ-popülizme ve dini gericiliğe karşı anti-faşist direnişi örgütleyelim – turn left! Sola dönün!

Antifa-Demo | 22.01.2011 | 15 Uhr | Offenbach Marktplatz | offenbach.blogsport.de

antifa [ko] & autonome antifa [f]